Günümüzde genç nesil Türkçeyi doğru konuşup-yazamıyor, peki bunun tek nedeni gençler mi? Sadece gençler değil onları eğitecek-öğretecek konumda olanlar da Türkçeyi doğru konuşup-yazamıyor.
“DİLİN GELİŞMESİNDE EĞİTİMİN ÖNEMİ
Milli Eğitimimizin içinde bulunduğu en önemli sorunlardan biri de yeterli sayıda nitelikli öğretmen yetiştirilememesidir. Nitelikli öğretmen yetiştirseniz bile, onlara sunulan bu maddi olanaklarla, öğretmenler de zamanla niteliklerinden kaybedeceklerdir. Yarınlarınızı emanet ettiğiniz öğretmenlere komik paralar ödeyerek, görevlerini verimli bir biçimde yerine getirebilmelerini nasıl sağlayabilirsiniz? Kültürel ve sosyal donanımlarını geliştirecek olanaklardan yararlanmalarını nasıl bekleyebilirsiniz? Siz, ilk öğretimi 8 değil isterseniz 10 yıla çıkarın, önemli olan yıl sayısı değil, önemli olan uyguladığınız yöntem ve verdiğiniz bilgidir. Yani, amaç eğitebilmek ve öğretebilmektir. Elinizde yeteri kadar nitelikli öğretmen yoksa bu eğitme ve öğretme işini nasıl yapabilirsiniz?
Dilin, çocuklar ve gençler tarafından doğru ve güzel kullanılabilmesi aile ocağında başlar, daha etkili bir biçimde de ilköğretim ve lisede devam eder. Bu nedenle de eğitim süreci içinde yalnızca Türkçe ve edebiyat öğretmenlerinin Türkçeyi iyi bilmesi, iyi konuşabilmesi yeterli değildir. Diğer derslerin öğretmenlerinin de Türkçeyi iyi bilmeleri, iyi ve doğru konuşmaları gerekir. Hangi dilde olursa olsun öğretmen anlattığı konuyu ne kadar güzel ve doğru bir biçimde sunarsa, onu öğrenmek için dinleyen öğrenci topluluğunu o ölçüde etkisi altına alacak ve öğretme eylemini başarıyla uygulayacaktır. Bozuk, kötü ve anlaşılmaz bir dille konuşan öğretmen, kendi konusunu istediği kadar iyi bilse de o bilgiyi öğrenci topluluğuna aktaramaz. Çünkü öğrencilerle gerekli iletişimi kuramaz.İnsanı insan yapan en önemli öğelerden biri onun sosyal donanımıdır. Ülke olarak teknolojide gelişmiş olabilirsiniz, yurdu bilgisayar ağıyla örebilirsiniz. Ama, bütün bunlardan daha önemli olan nitelikli insanın yaratılabilmesidir. Bu da ancak kültür ve bilgi donanımıyla sağlanabilir. Bu bakımdan, okullarımızda Türkçe, edebiyat ve felsefe derslerine en az diğer dersler kadar önem verilmesi gerekmektedir. Türkçe, edebiyat, felsefe ve mantık dersleri, eğitim-öğretim sürecindeki gençlerin sorunlara doğru bakabilmelerini, düşünce boyutlarının genişlemesini ve düşüncelerini yazı ve konuşma yoluyla ifade edebilmelerini sağlayan en önemli derslerdir. Yani, insanın kişiliğini, kimliğini oluşturan donanım kaynaklarıdır.
Ne yazık ki uzun yıllardır bu derslere yeterli önem verilmedi. Bunun başlıca nedenlerinden biri ise üniversite ve lise sınav sistemimizdir. Hepimizin şikayetçi olduğu bu sistemde gençler, ilkokuldan başlayarak kalıplaşmış, ezbere dayanan bir hazırlık süreci içine girmektedirler. Böylece de düşüncenin boyutları sınırlandırılmakta, yaratıcılığın zenginleşip gelişebilmesi ve onun dille anlatımı kısıtlanmaktadır. Neredeyse herkes çocuklarının Türkçeyi kötü yazıp , kötü konuştuğundan şikayet ediyor. Gençlerin suçu mu bu? Hayır. Çocuklarımız, dokuz yaşından başlayarak, yaşadıklarını bile fark etmeyecekleri bir dünyanın içine hapsedilmektedir. Bu genç insanlar, iyi bir liseye, daha sonra da üniversiteye girmek amacına programlanmaktadırlar. Üniversite ve lise sınavları nedeniyle kursların, özel derslerin dışında, başka güzelliklerin de olduğunun farkına bile varamamaktadırlar… Sanata, kültüre zaman ayıramamakta, bir şablon sistemi –daha doğrusu sistemsizliği- içinde üniversiteye hazırlık kurslarıyla boğuşmaktadır. O zaman da, doğru düşünme, karar verme, sorgulama, kendini ifade etme konularında ciddi sorunlarla karşılaşmaktadırlar.
Lise eğitiminin amacı nedir? Gençlere belirli bir kültür vermek ve onları üniversiteye hazırlamak. Ama ülkemizde yıllardır şaşırtıcı ve düşündürücü bir uygulama geçerlidir. Dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş bir uygulama ile devlet, yıllar önce öğrencilerine, “Benim lise eğitimim sizi üniversiteye hazırlayamıyor, buyurun özel dershanelere, sizi onlar hazırlasın” dedi. Parası olanlar özel dershanelere gitti. Peki parası olmayanlar ne yaptı? Bu mudur devletin gençlerine sağlaması gereken eğitim eşitliği? Bu dershaneler, giderek bütün Türkiye’yi kapladı. O kadar ki son yıllarda lise son sınıflarda ders yapılmaz oldu. Yani devlet neredeyse her şeyi özel dershanelere bıraktı. Dershanelere ödenen paralar milyarlarca doları buldu. Ve şimdi kimse işin içinden çıkamıyor.
Gençler kendilerini ifade edebilmek konusunda en ufak bir çaba gösterme fırsatına sahip olamadıkları gibi, böyle bir çaba gösterme konusunda kendilerine hiçbir telkinde bulunulmamaktadır. Böylece yaşamları boyunca, yazı ve konuşma dilinin doğru ve güzel kullanılmasının ne kadar önemli olduğunun bilincine varamamaktadırlar.
Ancak, bu derslere önem vermek demek, örneğin Türkçe ve edebiyat derslerinin sayılarını arttırmak demek değildir. O derslerde çocukların ve gençlerin dil açısından beslenebilmelerinin de sağlanması gerekir. Bu beslenme de, Türkçenin en güzel örneklerini vermiş yazarların, şairlerin yapıtlarının okutulup incelenmesiyle gerçekleştirilebilir. Beş yıl öncenin, lise son sınıf edebiyat kitabına bir göz atacak olursanız, kitabın Halide Edip Adıvar’ın “Ateşten Gömlek” romanıyla bittiğini görürsünüz. Halide Edip Adıvar bu romanı 1922 yılında yazmıştır. Yani edebiyatımız, 1922 yılından sonra okul ders kitaplarına girmemiştir. Cumhuriyetin 80. Yılını coşkuyla kutladık, nutuklar attık, gösteriler yaptık. Cumhuriyetimizle övündük. Ama bir yandan da 80 yıllık “Cumhuriyet Edebiyatını” yok saydık. Adlarını burada yazmakla bitiremeyeceğim çok değerli yazarlarımız yok sayıldı. Çileler ve acılar çekerek çoğu zaman hak ettikleri övgüyü alamadan, yapıtlarıyla Türkçenin gelişmesi ve zenginleşmesi için bir ömür harcamış olan Cumhuriyet döneminin pırıl pırıl yazarları… Yeni yeni bu yazarlarımız ders kitaplarında yer almaya başladı.
Ondan sonra da çocuklarımız, gençlerimiz kendi dilleri konusunda duyarsız diye onları suçluyoruz. Siz 80 yıllık bir edebiyat birikimini yok sayıp, Türkçeyi en güzel biçimde yazan yazarlardan örnekler vermezseniz gençlerin okuma alışkanlıklarını nasıl sağlarsınız? 80 yıl önceki Türkçeden örnekler verirken, günümüz Türkçesini bunca güzel kullanan yazarlardan örnekler vermezseniz, gençlerimizin Türkçelerinin gelişmesini nasıl sağlayabilirsiniz?Dilin, güzel ve doğru konuşulduğu en önemli mekanların başında tiyatro sahneleri gelir. Günümüze baktığımızda, yıllardır yaşanan sanat ve kültür savurganlığından tiyatro da payına düşeni almış, ülkemizde son on beş, yirmi yıldır tiyatroya verilen önem ve değer giderek azalmıştır. Oysa, tiyatro bir okuldur, sunduğu bütün güzelliklerin yanında yaşamın bir yansımasıdır. Bütün uygar ülkelerde tiyatrolar, konuşulan dillerin insan sesiyle bestelendikleri sanat ortamlarıdır. Türkiye’nin yetiştirdiği en büyük kültür ve sanat adamlarından biri olan Muhsin Ertuğrul, 1961 yılında yazmış olduğu bir yazıda, bakın, ülkemizin bugünleri konusunda bizleri nasıl uyarmış.
“İnsanın en değerli varlığı vücudu ve ruhudur. Hastane gövdelerin, tiyatro ruhların şifa kaynağıdır. Ruhsuz adam bir kalıptır. Düşünmekten, duymaktan, insanlıktan, iyi ile kötüyü ayırt etmekten uzak bir kalıp.” “… Ömrü boyunca tiyatrosuz kalan bir toplum, önce dilini yitirir, geleneğini unutur, sonra bütün bağları çözülür, sokağa düşer. En büyük kötülük birbirimizden ayrıldığımız gün başlar.”
Bugün, çeşitli nedenlerle, pek çok söyleme yanlışı ile karşılaşmaktayız. Özellikle kitle iletişim araçlarında duyulan bu yanlışlar bazen o kadar fazla oluyor ki insanı gerçekten hayrete düşürüyor. Kitle iletişim araçları, adı üzerinde, büyük kitlelere seslenen kurumlardır. Bu kurumlar, tiyatro, sinema, televizyon ve radyodur. Bu kurumlar, ulusların dillerinin en iyi konuşulduğu kurumlar olmalıdır. Bu kurumlarda yapılan dil yanlışları topluluğu etkiler ve toplumda hemen bunun yansıması görülür. Bu nedenle kitle iletişim araçlarında söz söyleyen kişiler, birer konuşma öğretmenidir. Onların dil yanlışı yapmaya hakları yoktur.”
CAN GÜRZAP, “Söz Söyleme ve Diksiyon” isimli kitabından…
Üstteki alıntıda yer alan son cümleyi Mehmet Ali Birand ve ardılı Oğuz Haksever mutlaka okumalı. Çok sevimliler ancak her ikisi de sürekli Türkçeyi yanlış kullanmakta ve dinleyenlere kötü örnek olmaktalar, bulundukları konumda bunu yapıyor olmaları gerçekten de hayret verici.
Öte yandan Twitter, Facebook, FriendFeed, vb. -sosyal medya- adı verilen günümüzde oldukça revaçta olan alanlarda aktif bulunan insanların da neredeyse hiç birinin Türkçeyi düzgün yazmadıklarını gözlemliyoruz.
Elin adamı tasarlamış biz de kullanıyoruz, tamam da… Konuştuğumuz dili isteyerek bozmamız için bizi teşvik mi ediyor sosyal medya araçları bunu anlayabilmiş değilim. Yazmaya vakit buluyoruz ki yazıyoruz, peki neden doğru yazmaktan kaçınıyoruz?









The Planet Earth
TR-İstanbul

help
save
help
save
help
save
help
save